Doç. Dr. Cem Arıtürk ile Kalp ve Damar Sağlığı Hakkında Merak Ettikleriniz

RÖPORTAJ: AYŞE ENGEZ / ayse@sagliktayenilikler.com

Doç..Dr.Cem Arıtürk’e kalp ve damar sağlığımız hakkında merak ettiklerinizi sorduk.

Kalp ve damar hastalıkları kader midir? Yaşam tarzı ile müdahale edilebilir mi?

Kalp damar hastalıkları yarı kaderle, yarı yaşam tarzıyla alakalı. Genetik geçiş ve ailesel özellikler mutlak. Ama bu genetik riski olan veya ailesel faktörleri hastalıklara yol açan kişilerde mutlaka hastalık görülüyor demek değildir. Ama aynı zamanda bu genetik veya ailesel yükü olmayanlarda hastalık görülmüyor demek de değildir. Aslında bizim bilim adamları olarak yaptığımız şey bazı genellemeler oluşturmak. İstatistik bilimine dayanarak genellemeler oluşturuyoruz ama her zaman bu genellemelerin dışına çıkan örnekler var. Örneğin hiç ailesel riski olmayan, hayat şartları tamamen hastalıktan uzak olan, sigara içmeyen, zayıf, düzenli beslenen, düzenli spor yapan insanlar da kalp ve damar hastalıkları görülebiliyor veya ailesel yükü olup da sigara içen, kendine dikkat etmeyen, düzenli beslenmeyen bir insanda böyle bir hastalık ortaya çıkmaya da biliyor. Onun için şunu demek en doğrusu; uzak durmak için gerekenleri yapmak lazım. Bizim genetik ve ailesel özelliklerimizi değiştirmek gibi bir durumumuz olamayacağına göre yaşam şartlarımızı hastalıktan uzak tutacak şekilde düzenlemek en mantıklısı.

Tıkanmış kalp damarı yaşam tarzı değişikliği ile açılır mı? Mutlaka bir müdahale gerekir mi?

Buna şöyle cevap vermek lazım; hangi damarın tıkandığı, ne kadar tıkandığı, ne kadar sürede tıkandığı, bunlar önemli. Bazen öyle durumlar oluyor ki biz çok uzun süreçte tam tıkanmış ve belirti vermemiş bir damarı daha sonra başka bir nedenle fark ettiğimizde hiçbir şey yapmaya da biliyoruz. Ama bazen yüzde 80 tıkanmış, kalbin önemli bölümlerini besleyen bir damarda ameliyata kadar karar da verebiliyoruz. Damarın kendi kendine açılma durumu bilimsel olarak çok yok. Ama tıpta çok kesin konuşmak, kesinlikle olmaz demek de doğru değil. Yoğun tedavi, belirli önlemleri alarak gerileme sağlanmasa da olduğu yerde tutulup şikayetleri engellemek mümkün.

Sporun hangisi damarlarımız için yararlıdır? Yüksek nabızda yapılan sporlar damarlarımızı olumlu ya da olumsuz etkiliyor mu?

Spor dediğimiz zaman kardiyovasküler egzersizler önemli. Kardiyovasküler egzersiz demek de kalp atışını belli seviyede tutmak demektir. Herkesin kalbinin spor sırasında olması istenen bir maksimum atış seviyesi vardır. İşte o maksimum seviyenin üzerine çıkmadan yapılabilen sporlardan bahsediyorum. Bunlar yüzme, bisiklet, koşu olabilir. Örneğin bu aralar pek çok kişi koşmaya hevesli. Bu konuda da kim koşuyor, ne kadar koşuyor ve ne kadar nabızla koşuyor ve koşmayı ne kadar biliyor bu önemli. Koşmak için sadece bir ayakkabı yeterli ama o kişi yeterli kondisyona, yeterli sağlık altyapısına sahip mi, koşarken nabız kontrolü yapabiliyor mu, koşarken nefes kontrolü yapabiliyor mu bunların hepsi aslında önemli birer faktör. Onun için bilinçsiz yapılan her türlü spor, bu koşu da olabilir, bisiklet de olabilir, yüzme de olabilir, tehlikeli olacak noktalara ulaşabiliyor. Bunun örneklerini de görüyoruz. Onun için spor geçmişi ve spor bilgisi yoksa doktor kontrolü altında veya doktor tavsiyeleri ile ve belli nabız seviyelerinde yapılan sporlar faydalı.

Sarımsak gibi kalp dostu besinler veya besin karışımları damarlarımızı temizler mi?

Tıpta bilimsel olarak doğruları yaptıktan sonra, bilimsel olarak yanlış yapmadıkça her yolu deneyebilirsiniz. Siz doktorunuzun size önerdiklerini yapıyorsanız, onun yanında duyduğunuz bir yardımcı metodu da denemenizde hiç zarar yok. Hatta psikolojik faydası bile olabilir. Size iyi geldiğini düşüyorsanız devam edin. Yeter ki doktorun önerdiğini yapmayı bırakmayın veya doktorun yapma dediğini yapmayın. Bunları yapmadıkça her şey denenebilir. Doğadaki pek çok bitki vücut üzerinde pek çok etkiye sahip. Tansiyon düşürüyor, uyuşturucu etkisi var, tansiyon yükseltebiliyor, ağrı kesiyor. Bazı durumlarda örneğin sarımsağı ilaçla birlikte aldığınızda tansiyonunuz düşebilir. Onun için doktorun dediğini yaparak kendinizi gözetiyor olmanız lazım.

Aspirinin damarlar üzerinde nasıl bir etkisi var? 40 yaş üzeri herkes aspirin almalı mı?

Hayır herkes almamalı. Bu bir şehir efsanesi. Aspirin antitrombotik dediğimiz kanın pıhtılaşma hücrelerinin birbirine tutunmasını engelleyen bir ilaç ve kanı olduğundan daha sulu bir hale getirir. Bunun yanında birtakım yan etkileri vardır; özellikle mide üzerinde özellikle yan etkileri vardır. Başka ilaçla etkileşimleri vardır. Fazla kullanıldığı zaman kanama yapıcı etkisi vardır. Onun için doktor kontrolü olmadan 40 yaşından sonra herkes günde bir tane aspirin alsın demek çok yanlış bir söylem ve uzak durmak gerekir. Bu tür genelleştirilmiş spot söylemler gereksiz.

Hangi vitaminlerin eksikliği damarlarımıza zarar verebilir?

Özellikle B vitamini eksiklikleri. Vitaminlerin her birinin vücut fonksiyonlarında çok büyük yeri var ama özellikle B vitamini eksiklikleri direkt olarak damarlarımızı etkiliyor. Örneğin D vitamini eksikliğinin direkt olarak etkisi yok. B vitaminin eksikliği kalp damar hastalıklarında risk faktörü olarak görülüyor.

Sağlıklı olduğunu düşündüğümüz damarlarımız aniden tıkanabilir mi? Son günlerde sıkça duyduğumuz pıhtı atması herkeste olabilir mi? Belirtileri var mıdır?

Damar tıkanıklıklarını öncelikle ikiye ayırmak gerek. Biri atar damar tıkanıkları, diğer toplar damar tıkanıkları. Biz atar damar tıkanıklıklarından devam edersek, damar tıkanıklığı iki şekilde gerçekleşebilir. Birincisi damarın içinde bir pıhtının oluşması, bir plağın oluşması ve plağın zamanla büyümesi ve olduğu yeri tıkaması. Ya da aynı plağın yırtılması, plağın içindeki çamur/balçık kıvamlı materyalin açığa çıkması ve orayı tıkaması. Üçüncü olarak ise, kalpte veya büyük damarlarda veya küçük damarların başlangıcındaki pıhtı parçalarının olduğu yerden kopup daha ilerde kendi boyutundaki damarları tıkaması. İlkinin genellikle bulgularını görüyoruz. Örneğin bir kalp damarı tıkanırsa göğüs ağrısı oluyor, çenede ağrı oluyor, baskı oluyor, nefes darlığı oluyor. Bacak damarı tıkalıysa yürürken ağrı oluyor, bacak üşüyor, soluyor, soğuyor. Bunların yavaş yavaş belirtileri artıyor. Ama diyelim kalp içinde bir pıhtı varken ve bu kendine bağlı belirtiler vermezken, günün birinde olduğu yerden kopup bir damarı tıkarsa bunun daha önceden hiçbir şekilde belirtisini görmeye de biliyoruz, ani şekilde karşımıza çıkabiliyor.

Bu konuda kolestorel yüksekliği, tansiyon, sigara kullanmak, şişmanlık, hareketsiz, düzensiz beslenme ise risk faktörü, bu kişide damar problemi olabileceğini düşündürtür. Ne zaman bir kişi bahsettiğim şikayetlerle doktora başvurursa, bu risk faktörleri de varsa o zaman damarlar konusunda irdelemek gerekir.

Protein ağırlıklı beslenmek damarlarımızı olumsuz etkiler mi?

Buna hem damar sağlığı hem genel sağlık açısından bakmak lazım. Her türlü doğal dışı beslenme zararlı. Bizim 3 tane ana besinimiz var; yağ, protein ve karbonhidrat. Bunların her birinin vücuttaki fonksiyonları birbirinden farklı. Yağ hücre zarında çok önemli bir fonksiyona sahip. Proteinler kaslarda yapı elemanı olarak çok önemliler. Karbonhidratlar günlük aktivite için enerji sağlamada ana faktörler. Bunların her birinin dengeli ve düzgün biçimde kullanılması gerekiyor. Ne zaman o dengeyi kaybedersek, herhangi bir hücrenin yapısını bozuyoruz. Doğal olarak damarlar da hücrelerden oluşan yapılar olduğu için onların da dengesini, düzenini bozmuş oluyoruz. Yani sürekli proteinle beslenen bir insanın günlük ani enerji ihtiyacını karşılayabilecek karbonhidrat almaması ileriki dönemlerde kendi hücrelerinden kaybına sebep oluyor. Aynı şekilde yeterli yağın alınmaması ilerleyen dönemlerde hücre zarındaki fonksiyonlarından dolayı hücre bozulmasına sebep olabiliyor. Doğal olan dengeyi koruyarak beslenmek.

By-pass sonrası damarlar ne kadar dayanır? Tıkanırsa nasıl müdahale edilir?

Bizim by-pass ameliyatlarında kullandığımız iki tane ana damar var. Bir tanesi atardamarlar. Vücuttaki atardamarları by-pass yapmak için kullanabiliyoruz. Bir tanesi de toplardamarlar. Atadamarlardan en önemlisi göğsün içinde bulunan atardamar. Onun dışında kolumuzdaki atar damar kullanılabiliyor. Toplardamar olarak da esas olarak bacağımızdaki toplar damar kullanılıyor. Özellikle göğsün içindeki göğüs atardamarı kullanıldığı zaman 10 senede yüzde doksanın üzerinde açık kalma olasılığı var. Ama toplardamarlara geldiğimiz zaman 10 senede bu rakam yüzde yetmişlere hatta bazı çalışmalarda yüzde ellilere kadar düşebiliyor. Bunlar tıkandığı zaman bunun da tedavisi var. Öncelikli olarak anjiyo ile müdahale edilebiliyor; balon, stent vb. ile veya tıkanan damarın ehemmiyetine göre yeni ameliyatlarla ikinci by-pass yapmakta mümkün olabiliyor.

Çalışan kalbe by-pass nasıl yapılır? Herkese uygulanabilir mi?

Herkese uygulanmıyor, belirli kriterler var. Bazı hastalara yapmak gerekiyor. Öncelikle bu konuda cerrah deneyimi önemli. Bunu yapacak cerrahın o konuda deneyimli, o işi belli kereler yapmış olması ve bu işe hâkim olması lazım. Bu da bir ameliyat tekniğidir, bu teknikte kalp herhangi bir şekilde durdurulmuyor, kalp akciğer makinesine bağlanmıyor. Ameliyatı yaptığınız sırada kalp çalışmaya devam ediyor. Normal vücudun kanını kalp gönderiyor. Akciğerler vücut için hala oksijeni sağlıyor. Sadece siz by-pass’ı yapacağınız damar bölgesini özel birtakım aletlerle tamamen hareketsiz hale veya kısmen hareketsiz hale getirip hafif hareketli bir dokuda ameliyatı yapıyorsunuz. Kalp akciğer makinesine bağlı ameliyatlarda ise kalp tamamen duruyor ve siz tamamen hareketsiz bir organda ve tamamen kansız bir ortamda işlem yapıyorsunuz. Çalışan kalpteki zorluklardan bir tanesi de siz iş yaparken kan olması, onun sizin görüntünüzü bozması. Ameliyatın riski ise büyük değil. Çünkü kalp akciğer makinesine bağlı olmadığı için, kalp akciğer makinesinin getirdiği birtakım olumsuzlardan kurtulmuş da oluyorsunuz. Fakat bu yapılan ameliyatta usta değilseniz, uzun süreli sonuçlarıyla ilgili problem doğabiliyor ama usta ellerle yapıldığı zaman gayet başarılı bir ameliyat.

Stent yerine damar traşlama (Aterektomi) hangi damarlarda ve ne durumda kullanılabilir?

Aterektomi özellikle bacak damarlarında kullanılan bir yöntem. Son zamanlarda kalp damarlarında da kullanılmaya başlandı. Tabi belli kriterler var. Ne kadar bölümün tıkalı olduğu, tıkalı bölümün kaç cm uzunlukta olduğu, tıkalı damarın, tıkanıklığın yapısı, çok sert mi, yumuşak bir plak mı tıkamış, bütün bunlar aterektomi yapılıp yapılmama kriterlerini sağlayan, yani yapılıp yapılmamasını karar verdiren kriterler. Ama bacaktaki damarlarda, özellikle seçili hastalarda, uygun lezyonlarda, uygun tıkanıklarda yapıldığında başarılı ve uzun dönem sonuçları da iyi bir teknik. Anjiyo sırasında yapılıyor, örneğin bacak damarına giriliyor, bacak damarındaki kriterler uygunsa damara özel aletlerle bildiğimiz traşlama yöntemiyle, damar duvarından o plak kaldırılıyor ve özel bir aspirasyon sistemiyle, cihaz aracılığıyla plak vücut dışına çıkarılıyor. Önemli olan doğru hastaya, doğru şikaye, doğru lezyona doğru tıkanıklığa doğru işlemi yapmak. Örneğin bazen stent takmak kaçınılmaz olabiliyor. Stent takmayı genelde istemiyoruz çünkü balonla ve atekroktami ile tedavi ettiğimiz hastalarda başarı oranı daha yüksek olabiliyor. Ama bazı hastalarda siz ne yaparsanız yapın stent takmanız gerekiyor ve stent o hasta için en iyi tedavi oluyor. Yani hastaya ve hastanın durumuna göre doğru tedaviye karar vermek lazım.

Eriyen stent hangi durumlarda kullanılabiliyor? Faydalı mı?

Eriyen stent daha çok kalpte kullanılıyor. Bacakta pratik kullanımı henüz pek yok. Kalp konusunda da çok fazla rutine geçebilmiş bir stent türü değil.

İç organ damarlarının anevrizmaları nasıl belirti verir? Genel olarak tedavisi nasıldır?

Vücutta en çok anevrizma görülen damar aort. Aortun hem göğüs boşluğundaki hem karın boşluğundaki bölümü… Bu hastalığın en büyük olumsuzluğu, en kötü yanı da belirti vermemesi veya çok geç ve başka başka belirtiler vermesi. Mesela abdominal (karın) aort anevrimasında en sık görülen şikayetler; artık çok büyüdüğü zaman karında nabzın hissedilmesi, karın ağrısı olması, anevrizmanın içinden bacaktaki damarlara küçük küçük pıhtılar atması sebebiyle bacakta ağrılar olması veya ishal kabızlık gibi müphem bulguların olması. Şöyle bir gerçek var ki anevrizmaların pek çoğu hastalar başka nedenlerle tetkik edilirken karşılaşıyor. Tedavi olarak; günümüzde belli seviyeye ulaşmış aort anevrizmalarında neredeyse standart tedavi yöntemi girişimsel tedavi yöntemi. Evar dediğimiz kasıklardaki damarlar aracılığıyla balonlaşmış bölgeye stent greft takılması yöntemi…Standart olarak günümüzde bu kullanılıyor. Ama bunun için anevrizmanın yerinin, boyunun, damarın birtakım özelliklerinin uygun olması lazım. Bunların uygun olmadığı hastalarda hala cerrahi de yerini koruyor. Bazen hastalarda ilk belirti ciddi bir kanama ve karın ağrısı ile birlikte anevrizmanın patlaması da olabiliyor. Böyle bir şekilde hastaneye başvuran hastaların, gerekli işlemler yapılsa dahi yüzde ellisi kaybedilebiliyor.

Bacak damar tıkanıklığının belirtileri nelerdir? Ne zaman girişim gerekir? Ayak bileğinden anjiyo ile teşhis veya müdahale edilebilir mi?

En büyük ve ilk belirtisi bacakta ağrı. Yürüme sırasında yanma tarzında, kramp tarzında ağrılar oluyor ve genelde dinlenildiği zaman geçen ağrılar oluyor. Daha ilerleyen dönemlerde yavaş yavaş yürüme mesafesi kısalıyor. Ondan sonra ağrılar artık dinlenme halinde gelmeye başlıyor. Daha ilerleyen dönemlerde bacakta kıllarda dökülme, üşüme, soğukluk, solukluk gibi şikayetler olabiliyor ve en sonunda açılan yaralarda iyileşmeme ve direk damar problemine bağlı yaralar açılması görülebiliyor. Daha ilerleyen dönemlerde bu probleme bağlı bacağın kesilmesine gidebilecek büyüklükte yaralar görülebiliyor. Bacak damar tıkanıklıklarına girişimde iki tane kriter var. Bir tanesi bizim görüntüleme yöntemlerinde; anjiyo, tomogrofi veya mr’da gördüğümüz tıkanıklık. İkincisi hastanın şikayeti… Girişim için net şu zaman yapılır demek mümkün değil. Bu konuda hastanın şikayetiyle, görüntüleme bulgularının beraber değerlendirilip karar verilmesi gerekiyor. Genellikle ben tıbbı pratiğimde hastaya soruyorum; eğer ki bacakta yara açılması, dokuların canlılılığı ile ilgili bir problem yoksa, bacakta açıldığı zaman iyileşme zorluğu olan yara yoksa, hastanın sosyal şartlarını, kendi hayattan beklentisini o bacak karşılıyorsa, öncelikli olarak ilaç tedavisi deniyorum. Ama kendi sosyal şartlarını karşılayamıyorsa veya bacağında yara açılıp iyileşmiyorsa, kendiliğinden yara açılıyorsa, bacakta doku kaybına gidebileceğini düşündüğüm bulgular varsa girişime yönlendiriyorum. Bacak damarlarının anjiyografik tedavisi genel olarak ben rutin, kasık damalarını kullanarak gerçekleştiriyorum. Ama bazen ek girişim olarak veya kasık damarlarında çok büyük problemler olduğunda, daha ileriki, bacağın alt kısımındaki bilekten, diz bölgesindeki damarlardan da girişim yapmak gerekebiliyor. Bazen bir bacakta problem oluyor, bir bacaktan girişim yapıp diğer bacağa erişerek işlem yapılabiliyor. Ayak bileği damarı öncelikli olarak kullanılan bir girişim bölgesi değil.

Şah damar tıkanıklığı sağlıklı birinde olabilir mi? Kontrol yapılmalı mı? Felce neden olur mu?

Şunu bilmek lazım. Vücudunun herhangi bir yerinde atar damar problemi olan bir hastanın vücudunun diğer bölgelerinde atar damar problemi olma ihtimali yüzde 50 ve sağlıklı bir bireye göre iki kat fazla. Onun için herhangi bir koroner arter hastalığı, periferik arter hastalığı ve karotis arter hastalığı tanısı konmuşsa diğer sistemlerin mutlaka tetkik edilmesi lazım. Ayrıca günümüzde tıbbi kılavuzlar hiçbir problemi olmayan kişilerde 50 yaşından sonra, ailede şikâyeti olan, yoğun risk faktörü taşıyan kişilerde ise 40 yaşından sonra rutin kalp damar check up ‘ı öneriyor. Onun haricinde şah damar hastalığı da kendine ait bulguları veriyor. Baş dönmesi, göz kararmaları, konuşma bozuklukları, denge bozuklukları, ilerleyen dönemlerde felçlerin öncü habercileri, 24 saatten kısa süren ve tamamen kısa süren felç halleri görülebiliyor. Böyle durumlar olduğu zaman hiç zaman kaybetmeden bir kalp damar cerrahına başvurmak mutlaka lazım.

Kalp ameliyatlarında robotik cerrahi ne ölçüde kullanılıyor?

Bu da bir deneyim gerektiren yöntemdir. Belirli hastalıklar robotik cerrahi ile direk olarak daha güvenli, daha az komplikasyonlu ve en az standart klasik yöntemler kadar uzun dönem başarıyla yapılıyor. Özellikle erişkinlerdeki kalp deliklerinin tedavisi, kapak tedavileri, vitral ve triküspit kapak ameliyatları, aynı zamanda kalp ritm bozukluklarıyla ilgili ameliyatlar, kalbin miksoma adı verilen tümörlerinin çıkartıldığı ameliyatlar, bunların hepsi robotik cerrahi ile güvenli biçimde yapılıyor. Belirli durumlarda by-pass ameliyatları robotik olarak yapılabiliyor. Bunların hepsi robotik cerrahi ile standart cerrahi kadar başarılı ve daha az komplikasyon, daha az erken dönem sorunu ile yapılabilir.

Açık kalp ameliyatlarında minimal invaziv cerrahi (küçük kesi) herkese uygulanabiliyor mu?

Herkese uygulanabiliyor demek doğru değil. Onun içinde belli kriterler var. Öncelikle olarak ne ameliyatı yapacağınız önemli. Hangi damarlara by-pass yapacağınız önemli. Veya kapak problemiyse kapak probleminin ne boyutta olduğu önemli. Birinci kriter bu, hastalığın ne olduğu…İkinci kriter hastanın anatomik durumu. Örneğin bazı göğüs tiplerinde minimal invaziv girişimler uygun olmuyor, bazı anatomik özelliklerde uygun oluyor. Bunların hepsinin değerlendirilip hastaya uygun cerrahinin yapılması lazım. Burada da aslında biri iyi biri kötü değil, o hasta için hangisi en az riskli ve hangisi başarılı olabilecek diye düşünmek lazım çünkü günümüzde hala kalp cerrahisinden en önemli unsur güvenlik. Güvenlik ise her zaman en çok yaptığımız işte en fazladır. Klasik ameliyatlarda güvenlik en fazla çünkü her şey önümüzde açık ve kontrolümüz altında. Eğer ki işlerin zorlaşabileceğini düşünüyorsak, anatomik özellikleri hastanın uygun değilse, ya da yapılan işlem kompleks bir işlemse klasik cerrahiye yönlendiriyoruz. Ama işlem görece kolay, hastanın anatomik özellikleri uygun, yapan kişi klinik deneyimliyse o zaman minimal invaziv cerrahi de çok rahat uygulanabiliyor. Ama klasik yöntem hiçbir zaman geçerliliğini kaybetmeyecektir veya geçerliliği yavaş yavaş kaybetse de cerrahın biliyor olması gerekir.

Bugün Türkiye’de kalp ve damar cerrahisinde tüm yeni bulgular denenebiliyor mu? Dünya standartlarında Türkiye’de başarı oranı nasıl? Gelecekte bizi neler bekliyor?

Öncelikle gelecekte teknik ve teknoloji bizi cerrahisiz, insan vücuduna daha az dokunarak tedavi etme yolunda. Ama varabileceği uç bizim şu anki zihin sınırlarımızda sınırlanıyor. Bizim düşünebildiğimizden çok daha fazla ileriye gidilebilecek bir kapasite var.

Doktor yeteneği, becerisi ve bilgisi olarak bütün dünyanın, Amerika ve Kuzey Avrupa ülkeleri de dahil olmak üzere üzerindeyiz. Türkiye’de teknik ve teknolojik olarak hemen bütün imkanlar mevcut. Bu imkanlar ülkenin heryerinde olmasa da, büyükşehirlerde, gene olarak ülkenin yüzde 60’ında 70’inde var. Robotik cerrahi, minimal invaziv teknikler, teknolojiler, farklı girişim teknikleri, hepsi mevcut, hepsi uygulanıyor. 1980’lerde kalp ameliyatı olmaya insanlar Amerika’ya giderken, şu anda sağlık turizminde de sadece Orta Doğu ve komşu ülkelerden değil, aynı zamanda Avrupa ülkelerinden de hasta alır olduk. Bu da Türkiye’deki teknik, teknolojik ve sağlık hizmet kalitesinin nereye geldiğini gösteriyor.

Bu Yazıyı Paylaş

Yorum Yaz