Prof.Dr.Özlem Esen Kalbimiz Hakkında Merak Ettiklerimizi Yanıtladı

Prof.Dr.Özlem Esen’e kalbimiz hakkında merak ettiklerinizi sorduk.

RÖPORTAJ: AYŞE ENGEZ / ayse@sagliktayenilikler.com

Kalp üzerine geliştirilen ilaçlar ve müdahalelerin gelişmesine karşın, kalp hastalıklarındaki artışı nasıl açıklıyorsunuz?

Kalp hastalığının oluşması ve kalp hastalığının görülmesi artıyor. Ama kalp hastalığından ölümler azalıyor. Mesela gelişmiş ülkelere bakarsak, mesela Amerika, Avrupa’nın iyi ekonomik düzeyde olan olan ülkelerine, kalp hastalığına bağlı ölümler aslında azalıyor. Yeni ilaçlar, yeni tedaviler çok yüz güldürücü. Ama kalp hastalığı gelişmekte olan ülkelerde, örneğin bizim ülkemiz gibi, henüz ekonomik düzeyini yükseltememiş, mücadeleyle geçen toplumlarda kalp hastalıkları artış gösteriyor ve ölüm de artıyor. Dolayısıyla bir yandan iyi tedavi seçenekleri, iyi ilaçlar hayatta kalmamızı sağlıyor ama kötü yaşam şartları, kilo, hareketsizlik, ekonomik zorluklar kalp hastalığının oluşmasını artırıyor. Yani iki farklı ülke yapısı var, onu saptamak lazım. Örneğin Avrupa’da en riskli ülke bölge bizim bölgemiz. Doğu Avrupa Bloğu ve Türkiye. İsveç, Finlandiya bunlar riski düşük ülkeler. Bu ülkelerde kalp ölümü az.

Kalp hastalıklarının çoğalmasında stresin etkisi ne ölçüdedir?

Tabiki stresin etkisi var. Zihinsel stres birinci sırada olmasa bile ikinci sırada. Çünkü birinci sırada en çok sigara kullanımı ve kilo geliyor. İkinci sırada da stres var faktörler arasında. İşte gelişmekte olan ülkelerden kastımız o. Refah düzeyi ve sosyal güvence statüsü…Biz mesela bu konuda yüksek risk bölgesindeyiz. Birde çok yüksek risk var. Orta Asya ülkeleri de bu alana dahil.

Günümüzde spor yapmak çok moda, size göre bu sporların hangileri kalp için yararlıdır? Örneğin koşu kalbe iyi gelir mi? Kalbin en sevdiği sporlar hangileridir?

Sporlar arasında yürüyüş, yüzme ve bisiklet öneriyoruz. Bizim için enerjiyi harekete çeviren sporlar kalp için en faydalı sporlar. Ama burada da sınır, zorlamamak olmalı. Örneğin koşmak kelimesini kullanmıyoruz. Eskiden Amerika’da 80’li 90’lı yıllarda jogging anlayışı vardı. Herkes sağlıklı yaşam buymuş gibi koşardı. Ama koşmanın kalp ve damarlardaki hasarı artırdığı ortaya çıktı. Yani koşmayı tavsiye etmiyoruz. Yürüyüş faydalı, ama tempolu olması gerekiyor. Tempolu yürüyüşten kastımız da 5-6 km saat hızıyla yürüyüş. Yeni bir yere yetişiyormuş gibi…

Yağ yakma nabız aralığı kavramı doğru mı? Bir şehir efsanesi mi?

Yağ yakma nabız aralığı var. O yüzden kardiyo dediğimiz yani kalp için yapılan egzersiz yağ yakmak zorunda değil, belli bir kondisyon tutmak için yapıyoruz. Ama siz zayıflamak için yürüyorsanız daha hızlı tempoda, daha yüksek nabızlarda yapmanız gerekebilir. O ayrı bir konu.

Son dönemlerde nefes terapileri konusunda çok yazı okuyoruz. Doğru nefes almamızın kalbimize yararı olur mu?

Doğru nefesin doğrudan kalp hastalığıyla ilişkisi yok ama doğru nefes tansiyonu düşürüyor. Özellikle yogayla da birleştirilen nefes egzersizleri, derin ve senkronla alınan nefesler tansiyonu düşürmeye faydalı oluyor. Dolaylı olarak da kalp sağlığını olumlu yönde etkiliyor. Mesela Hollanda’da bir hastada tansiyon tespit edildiği zaman nefes egzersizine gönderiyorlar. Bizim ülkemizde maalesef ilaç yazıyoruz. Hastalarımız bizi bazen hemen ilaç kullanmamak konusunda uyarıyor ama nefes egzersizini nerde kiminle yapalım ve bunu kim karşılayacak gibi problemlerimiz ortaya çıkıyor.

Kalbin dinlenmesi açısından fazla uyku kalp için yararlı mıdır?

Burada fazla uykudan kastedilen şey önemli. Biz yeterli uyku öneriyoruz. Yani az uyku da kötü. Önemli olan optimal dediğimiz yeterince uyku. 7-8 saat bir yetiştin için uygun. Daha fazlasının faydası yok. Uyku daha çok Alzheimer ile ilişkili. 8 saat üzerinde uykunun faydası araştırmalarda gösterilmemiş, öyle bir tavsiyemiz yok. Ama derin ve kalıcı uyku istiyoruz. Kalitesiz uyku olursa uyku apnesinden şüpheleniyoruz. Yani uykuda derinleşememiş, rüya görmüyorsa, derin uyku uyumuyorsa, dinlenmiş uyumuyorsa problem orada var. Uyku apnesi bunlardan biri ve uyku apnesi eşittir kalp hastalığı. Uyku apnesi olan çoğu hasta kalp hastası oluyor. Uyku apnesi kalp hastalığının ciddi bir nedeni olabiliyor.

Aşırı cinselliğin kalbi yorduğu konusunda halk arasında bazı görüşler var, siz bunlara katılıyor musunuz?

Bence bu kişilik özelliği. Bu tarz kişiler daha çok sosyalleşmeye, alkol tüketimine, sağlıklı yaşamlarına çok daha az dikkat edenler. Bence bu direk cinsellikle ilgili bir şey değil. Çapkın yaşamdan bahsettiğimizde, bu bir yaşam şekli aslında. Yoksa haftanın 3 günü spor salonuna giden, düzenli yürüşünü yapan, gece klubüne gitmeyen bir insanın kız arkadaşı da pek olmuyor zaten. Sosyal çevresi ona göre oluyor. Ama her akşam bir davette, her akşam alkol alan, başka sosyal ortama girmek için can atan kişinin sosyal yaşantısı ona göre oluyor. O da kalp hastalığına davetiye çıkarıyor. Burada cinsellik bir minik ayrıntı bence. Cinsellik bu tarz yaşam şeklinde tamamlayıcı faktör olarak karşımıza çıkıyor.

Kalp hastalıklarında kalıtsal faktörler var mıdır? Bu kalıtsal faktörleri yaşam biçimimizle olumluya çevirebilir miyiz?

Çoklu genetik diyoruz, multi genetik özellik. Yani kalıtsal bir tane gen bundan sorumlu değil. Çok gen birleşip buna yol açıyor. Şimdilerde onu test etmek zor. Ama ailede varsa oradan anlıyoruz. Baba genç yaşta kalp krizi geçirmişse, annenin kalp rahatsızlığı varsa oradan anlıyoruz. Olumluya çevirmenizin tek yolu da ideal tavsiye ettiğimiz koşullarda yatıyor. Düzenli hareket etmek, iyi kiloda olmak, tansiyon hastası olmamak gibi faktörler…Onun dışında, genleri değiştiremeyeceğimiz için ekstra yapabileceğiniz bir şey yok. Erken kontrollere başlamak önemli ama şu önemleri alalım da kalp hastası olmayalım gibi tek bir kalemde tek bir önerimiz yok ama ailesinden risk taşıyan kişi daha erken doktora gitmeli. Sağlığı elindeyken önlemini almalı, kaybettikten sonra değil.

Çok zaman kalp sıkıntısı ile hastanelere gidip, bir şey yok, midede sorun var diye geri gönderilen insanların kalp krizi geçirebildiği gözlemleniyor. Bu konuda önerileriniz nereler. Sıkıntı ile hastaneye gittiğimizde hekimden mutlaka tahlil mi istemeliyiz?

Kalp krizlerinin yüzde 30’u EKG’de hiç çıkmaz. Bir doktorun şüphelenmesi gerekiyor. O şüphelendikten sonra kan tahlili ister. Biz de bunun gerekliliklerini hastalarımıza anlatırız. Bu konuda maalesef çoğu hasta ya bende bir şey yoktur diye kendi ihmal eder veya doktor ya bu midedir diyip EKG bile çekme gereği görmeyebiliyor. Burada dünyaca bir standardımız var. Herhangi bir göğüs ağrısının kalp krizi olmadığını kanıtlamak için önce EKG çekilecek, sonra hasta gözlem altında tutulacak ve mutlaka kan tahlili alınacak. Bu üçünü sırasıyla ve düzgün yaparsanız atlamanız yüzde 1’in altında. Devlet hastanelerinde bu standart prosedür. Özel hastanelerin de çoğunda uygulanan bir durum. Hekimlik anlayışında aslında bu standart bir şey. Evrensel bir kanunu var. Ama doktorun bundan şüphelenmesi gerekiyor. Bazen hasta da doktoru yanlış yönlendirebiliyor. Ben ülser hastasıyım, ülserim tuttu diyor. Mide ilacı istiyor. Mide olmayabilir, biz bir bakalım denmesi gerekiyor. Buradan kalp krizine yönelebiliyorsunuz. Örneğin boyun tutulması bile kalp krizi belirtisi olabiliyor. Kadınlarda kalp şikayetler çok tipik olmuyor. Farklı şikayetlerle de olabiliyor.

Multivitaminlerin kalbe etkisi nasıl? Zararı var mı?

Vitaminler de bir şehir efsanesi olma yolunda. Vitaminlere baktığımızda hiçbir kalp koruyucu etkisi yok. Hatta bazı kanserleri artırabiliyor. Dolayısıyla multivitaminleri standart olarak tavsiye etmiyoruz. Kişide eksiklik varsa ancak o zaman tavsiye ediyoruz. Multivitamin vermiyoruz. Bir de  Ginseng ve Coenzim Q10 gibi takviyeler var. Onlarda da bilgi şöyle, Ginseng bir enerji deposu. Yani onun da kalbe zararı var. Ritm bozukluğu ve yüksek tansiyon atacağı yapıyor. Ama Coenzin Q10 de enerji depolarını doldurmaya faydalı bir şey. Yine kalple ilgili herhangi bir faydası yok.

Sanal anjiyo kalp ve damarlarımızın tüm problemlerini gösterir mi? Herkes yaptırabilir mi?

Sanal anjiyografideki dünya standartlarından önce bahsetmek istiyorum. Sanal anjiyografi ailesinde genç yaşta aniden ölen, kalp krizi geçirmiş, bypass olmuş erkekler 45 yaşından önce de yaptırabilirler. Ama kadınlarda genellikle bunu daha sonraya bırakıyoruz çünkü radyasyon riski, kanser riskindeki artışı bir kefeye koymak gerekiyor. Çünkü çok yüksek dozda radyasyon veren cihazlar var. Yeni cihazlar az radyasyon veriyor ama sanal anjiyografi herkese yapılmıyor. Sadece ailesinde geç yaşta kalp rahatsızlığı olanlara yapılıyor. Biz eğer kişinin kalp hastalığını düşündüren şikayetleri varsa normal anjiyo tercih ederiz. Sanal anjiyo bir tarama testi. Yani acaba bir şey var mı, hastalık başlamış mı dediğimiz kişilere yapıyoruz. Sanal anjiyo yüzde 98 hastalığı bize söylüyor. Damarlarımızın hepsini gösteriyor. Ama damardaki akışkanlığı göstermiyor. Akışkanlığı sadece normal anjiyo gösteriyor. Dolayısıyla check-up yapan, kalp doktoru olmayan birinin sanal anjiyo istemesi doğru değil.

Günümüzde by-pass çok yapılıyor. By-pass’lı damarların ömrü ne kadardır? Hasta kendine çok iyi de baksa damarın tekrar tıkanması söz konusu olabilir mi?

By-pass kolay uygulandığı için ülkemizde de çok yapılıyor ama yine de gerektiği anda yapılıyor. By-pass’ta bacaktan alınan damarlar 5 yıl, göğüs içinden alınan damarlar 10 yıl sonra hastalanmaya başlıyor. Ama ille de tıkanacak anlamında değil, hastalanmaya başlıyor. İyi bakalırsa, örneğin benim 25 yıl önce by-pass olmuş hastam da var. 25 yıl ömrünü uzatmış oluyor. Hiç tıkanmama olasılığı yok bu damarlarda. İnsan yapısı ve damar sertliğine müsait damarlar. Bacaktan alınan damarlar toplar damar olduğu için pıhtılaşmaya müsait, göğüs içinden alınan damarlar kendi kalp damarlarımız gibi çünkü atar damar alıyoruz, kesmiyoruz, yerinde bırakıyoruz. Onu ana damara bağlıyoruz. Dolayısıyla yerinde kaldığı için damar sertliğine müsait bir damar değil, onun için lima adı verilen göğüs içi damar kullandığımız zaman yaşam uzuyor. 95’ten beri bu yöntem yapılıyor. Eski by-pass’lar böyle değildi. Onun için 95’ten sonra yapılan her by-pass’ta lima kullanılıyor ve by-pass’ın ömrü daha uzun oluyor.

Kardiyoloji tıp dünyasında en gelişen bölümlerin başında geliyor. Yakın gelecekte bizi ne tür tedaviler bekliyor?

Bizi yakın gelecekte ameliyatlı tedavi seçeneklerinin gittikçe azaldığı, az gerekli olduğu bir dönem bekliyor. Daha çok kansız, kapalı yapılan işlemler bekliyor. Bir kısım zaten başladı. Örneğin kalp ameliyatı olmadan kişinin kasığından girerek yapay kapak takılabiliyor. İlerleyen dönemlere diğer tedaviler de bu şekilde mümkün olacak ve kalp cerrahisi ve kardiyoloji ortak çalışma alanı olacak.

Son olarak doğumumuzdan ölümümüze kadar milyonlarca kez atan ve yorulan kalbimizi nasıl dilendirebiliriz?

Şimdilerde bir akım var, çok önemli. Zihni dinlendirdiğiniz zaman kalbinizi dinlendirmiş oluyorsunuz. İngilizcede “Mindfullness” olarak tanımlanıyor. Yani özetle kafanız ne kadar rahatsız, kalbiniz de o kadar rahat oluyor. Yeni anlayışımız o. Bu açıdan iç huzur çok önemli.

Bu Yazıyı Paylaş

Yorum Yaz